Design and Programm Turan Özcan
http://www.hacibektas.eu/
   31 Ekim 2014, Cuma   
Arşiv >> 
"Serçeşme'nin Sesi " yola koyuldu... , Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır, Düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu,        + + +        
 Ana Sayfa  
 Hacıbektaşlılar A.Ş  
 Hacıbektaş  
 Suluca Karahöyük  
 Serçeşme Dergisi  
  Yazarlar
  Ziyaretçi Defteri
  Linkler
Açılış Sayfam Yap! Favorilerime Ekle!  info@hacibektaslilar.com
İsmail Kaygusuz
İsmail Kaygusuz
Recai Aksu
Yrd. Doc. Ali Yaman
Esat Korkmaz
Hüseyin Demirtaş
Hasan Kaya
Aydın Şimşek
İbrahim Bahadır
Ahmet Ateş
Ali Haydar Avcı
Ali Balkız
Ali Duran Gülçiçek
Rıza Aydoğmuş
Dr. E. Sabri Dündar
Berçenekli FEZALİ Hacı CIRIK
  Ana Sayfa >  YAZARLAR

Efsaneden Gerçeğe Hacı Bektaş
      

       13 Aralık 2006        22:26:55        14985   (defa okundu)    

Erdoğan Aydın
    

 

Efsaneden Gerçeğe Hacı Bektaş

 

Anadolu'nun özgün ve ezilen inancı Aleviliğe ilişkin yapılan çalışmalar içinde İrene Melikoff’un çok özel bir yeri var. Melikoff, gerek halk bilim çalışmalarında gerekse de bu alanın temel bir kaynağı ve yansıması olan Alevilik ve onun bir parçası olan Bektaşilik konusunda (Nejat Birdoğan gibi) öncelikle başvurulması gereken kaynaklardan biri.

Melikoff’un Türkçede yayınlanmış pek çok makalesine ulaşabiliyor ve herbirinden önemli bilgiler öğreniyoruz. Bu noktada “Uyur İdik Uyardılar” (Cem Yayınevi)  ile Cumhuriyet Kitapları’ndan yayınlanan, “Hacı Bektaş, Efsaneden Gerçeğe” özellikle anılmalı. 4. baskısı yayınlanan, “Hacı Bektaş, Efsaneden Gerçeğe” kitabı, özellikle önemli.

Kitaba ilişkin burada yazacaklarım, yazmam gerekenlerin çok küçük bir parçası aslında, üstelik olabildiğince eleştirel bir parçası olsun istiyorum. Eleştirel davranırken haksızlık yapmak da istemem tabii, çünkü Melikoff benim bu alanda çalışırkenki temel öğretmenlerimden biri.

Bununla birlikte bu çalışmasında, faydalandığı çok geniş kaynakların zaman zaman  yeterince sorgulanmamasından gelen gölgelerle karşılaşabiliyoruz. Kuşkusuz altına girdiği yük çok ağır. Üstelik sosyal bilimler alanı doğası gereği öznel yorumlara açık, dahası nankör bir alan. Yine de ondan daha çok şey istediğimi belirtmeliyim.

 

Bektaşiliğin Kökeni

Bektaşiliğin kökeni olarak Yeseviliğe işaret etmesi sorunlu alanlardan biri. Her ne kadar Vilayetname’de bizzat Hacı Bektaş’ın Hace AhmetYesevi’den el aldığı söylense de, kendisinin de belirtmek gereği duyduğu gibi, bunu olanaksızlaştıran yüz yıldan çok zaman var aralarında. Ancak bu rezerve rağmen yine de söylenceye itibar etmek gerektiğini belirtmesi düşündürücü.

Yesevi’yi “Şaman inançlı toplulukları İslama isteklendirmek” (37) olarak misyonlandırması da bir diğer sorunlu alan. “Birbirine tamamen zıt iki tarikat, doğuda Nakşibendilik batıda Bektaşilik, gelenekte Yeseviliğe bağlansalar da” (38), Yesevilikte böylesi İslamcı bir iradecilik bulmanın yeterli temeli yok. Yesevilik, özellikleri İslamlaşmanın henüz başarıya ulaşamadığı bir dönemin, İslam'la birlikte eski inançların da birarada yaşadığı senkretik bir döneme denk düşüyor. Bizat Yesevi, dönemin İslamcılarınca sapkın görülen, farzlara uymayan, haremlik selamlık ayrımına itibar etmeyen bir dönem bilgesi. Bu damar üzerinden sonradan İslamlaşanlar Nakşibendiliği üretirken İslamlaşmayıp kendi Alevi sentezini kuranlar ise Bektaşilikle ilişkileneceklerdir. Bu anlamda aralarında tarihsel-teolojik bir bağ ve etkilenmeden sözedilse de organik bir bağdan sözedilemez. Aksine Bektaşilik açısından organik bir bağ, ancak Babailik ve Vefailik’le kurulabilir. Ki Bektaş-ı Veli’nin, kendini Vefai gördüğü ve Baba İlyas’ın halifesi olduğu biliniyor.

Bu bağlamda Vilayetname’de geçen, “Anadolu’ya Ahmet Yesevi tarafından gönderilmiş olan Hacı Bektaş, güvercin donuna bürünür ve Pir-i Türkistan’ın fırlattığı yanan odun parçasının ardından havalanarak, dalın düştüğü yere, Sulucakarahöyük’e konar” (42) ifadesi, Melikoff tarafından belirgin bir rezervle karşılanmalıydı.

Melikof, İslamlaşmayı doğal bir süreç olarak gören bir dille yazmış kitabını. Bu bağlamda “İslama geçiş, Şamanınki gibi yüzlerce yıllık geleneğe dayalı bir çehreyi bir anda yokedemedi” (40) gibi ifadeler kullanıyor. Oysa sözkonusu olan şey, zorla gerçekleştirilen bir İslamlaştırma ve bu zora karşı halkın, kendi yaşam koşullarıyla da örtüşen inanç ve doğrularını sürdürme direnişiydi. Benzeri bir yüzeyselliği, Babai ayaklanmasının nedenlerini irdelediği bölümde, “sultan ve vezirleri şeriattan ayrıldıkları için” ifadesi kullanarak yinelemektedir (70). Oysa tam tersine, diğer ağır yoksulluk koşulları yanı sıra halkın şeriatla zapturapt altına alınmak istenmesi, ayaklanmanın nedenlerinden biridir.

 

Gerçek ile Efsane

 Melikoff’un da belirttiği gibi Vilayetnameler, “daha çok, velilerin kuşa dönüştükleri, göğe uçtukları, keramet gösterdikleri, yer ve zaman bağlarını aşarak yürüdükleri, olağandışı olayların öyküleridir”(80). Oysa aynı olağandışı yaklaşımları Anadolu inanç önderlerinden bize kalan deyişlerde görmeyiz. Bu da Vilayetnamelerin, nasıl büyük bir sorgulama bilinciyle okunması gerektiğini gösterir.

Melikoff, Baba İlyas’ın soyundan gelen Aşıkpaşazade ile Elvan Çelebi, keza Eflaki ve diğer kaynaklardan aktarmalarla gösterdiği gibi, Hacı Bektaş, kardeşi Menteş ile birlikte Babai ayaklanmasının öncüsü Baba Resûl’ün yanıbaşında, dahası “Baba Resûl’ün halife-i has-ı”, gözde mürididir. Paralı Frenk askerlerinin katliamıyla ezilecek olan ayaklanmada Baba İlyas ve Baba İshak yanı sıra Menteş de öldürülenler arasındadır. Melikoff bu noktada, “Hacı Bektaş’ın (...) ayaklanmaya katılmadığı da kesin görünmektedir” (94) gibi sorunlu/kanıtsız bir yargı belirtmekte, hemen sonra bu yargısını “Menâkıbu’l-Kudsiyye, en azından son evrede ayaklanmaya katılmamış olduğunu doğruluyor” şeklinde düzeltmektedir. Bu ayrıntıya işaret etmek çok önemli; çünkü resmi tarihlerin Hacı Bektaş yanı sıra Baba İlyas’ın içini boşaltmaya çalıştığı bir ortamda Pirini, kardeşini ve değerlerini bırakıp kaçan bir Hacı Bektaş portresi, ancak ciddi bir kanıtla ileri sürülmeli.

Buradan Vilayetnamedeki resmi Hacı Bektaş’a gelmek istiyorum Melikoff, “Tarihsel verilere göre ...” başlığıyla yaptığı önceki irdelemeleri takiben, “Söylenceye göre ...” başlığıyla Vilayetname’nin irdelemesine geçiyor. 12 hizmet, semah gibi öğelerin Hurufi etkisi olduğunu düşündüğünden Melikoff, Birge ile birlikte, Vilayetname’nin 1400’lü yıllarda, Gölpınarlı’nın ise (bence daha doğru olarak) II Bayezit zamanında, 15.yy sonunda kaleme aldığını düşünüyor. Her halükarda Osmanlı sarayının Sünni-şeriatçı kurumlaşmasını tamamladığı dönemden sözediyoruz. İşte bu Vilayetname’de Hacı Bektaş, Babai ayaklanmasıyla ilgisinden vazgeçtik, doğumundan 6 ay sonra parmak kaldırarak şehadet getiren, soyu yedinci İmam Musa Kazım’a çıkan, Yesevi’den el almış, manen de olsa Hac’ca gitmiş, revize edilmiş olsa da namaz dahil ibadetinde İslamcı özellikler gösteren ve tabii Osmanlıyı kafirlere karşı savaşa yönlendiren, tabii Nakşibendi Şeyhi E. Coşan’ın bir Sünni şeyh olarak lanse ettiği bir yeniçeri ağasını andırmaktadır.

Bu noktada Melikoff, bazı noktalarda sorgulamakla birlikte, Vilayetnameye bir bilim insanının vermesi gerekenden çok değer veriyor. Oysa Vilayetname, Osmanlının Safevilere ve Kızılbaş halka karşı işbirlikçisi, Yeniçeri eğitmeni ve tarikatı olduğu zamanın ürünü. Hacı Bektaş’ı resmi görüşle uyumlulaştırmış, onu düzenin çıkarları doğrultusunda ehlileştirmiştir. Alevileri katleden, tüm Alevi tarikatlarını tenkil eden Osmanlı iktidarının bu resmi Bektaşiliği koruyup gözetmesi, tüm cemaat dışı unsurları Bektaşilik içinde eritmeye çalışması bunun sonucu. İşte bu dönem Bektaşilerinin yazdığı Vilayetname de bu bağlamda bir diyet ödeme ürünüdür.

 

Vazgeçilmez Kaynak

Bu gibi sorunları bir yana Kitap bir dizi alanda vazgeçilmez bir kaynak oluşturup, okuru bir dizi ilginç ve önemli ayrıntıda da aydınlatıyor:

Örneğin kimilerince övünç kimilerince yergi konusu yapılan önemli bir yanlışı, Hacı Bektaş’ın Yeniçerinin kuruluşu ve Osmanlı yayılışında doğrudan rol üstlendiği iddiasını düzeltiyor. Oysa bırakalım Onun Osmanlının kuruluşundan çok önce ölmüş olmasını, bir tarikat da kurmamıştır. Aksine barışçıl karakterli çağrısını, “tarihçiye göre, ‘yol evladı’ (manevi kızı) olacak olan Hatun Ana’ya (yada Kadıncık Ana) emanet etti. (...)Hacı Bektaş’ın Velayet ve yetilerinin tanığı, onun ‘yol evladı’ bu hatun Ana da bunları Abdal Musa’ya” (74) iletecektir.

Bu saptamanın bir diğer önemi Bektaşi dergahının da kendisinden sonra ve Abdal Musa tarafından kuruluşudur. Bektaşilik, kurulduğu uygun atmosferde hızla etki kazanıp paralel bir güç odağına dönüşeceğinden, Osmanlı iktidarınca içi boşaltılarak işbirlikçi bir kurum olma basıncıyla karşılaşacaktır. Abdal Musa’nın tasfiyesi sonrasında, yeni örgütlenen Yeniçerilik bu muvazaalı ‘Bektaşiliğe’ bağlanarak, hem Bektaşiliğin iç evrimi hem de Alevi halkın doğal yansıması olan içeriği değişime uğratılacaktı. Bunun başarısı oranındadır ki Yeniçeriler, Bektaşi Gülbankı okuyarak Kızılbaş katliamlarına çıkacaklardı.

Özetle Bektaş-ı Veli, ne tarikat kurmuş, ne de Osmanlının piri olmuştu. “Adının öne çıkması, XIV. yy’da Osmanlı sultanlarının kendisini Yeniçeri Ocağının piri saymaları iledir. Hacı Bektaş bu sırada sağ değildi, ünü kendisinden sonra ve kendisine rağmen yayıldı” (75). Ancak bu yayılmanın bedeli, sağlığında halkın barışçıl önderi Bektaş-ı Veli’nin, ölümü sonrasında devşirme savaş aygıtı yeniçerinin piri haline getirilmesi olacaktır.

Aslında bu bozma basıncı kendini her alanda duyuracaktır. Bu bağlamda. Alevi temel kitaplarından Buyruk’un elimizdeki pek çok nüshasının, “Sünni Müslümanlıkça kabul edilebilir kılınmaya doğru asıl metnin değişikliklere uğratılmış şekilleri” olduğundan hareketle Melikoff, “Buyruk’un esaslı bir şekilde incelenmesine girişmenin’ önemine işaret etmektedir. (24) Gerçekten de Buyruk nüshalarına ilişkin bu tarihsel, teolojik veriler ışığında yapılacak bir çalışma, Aleviliği İslam'ın bir alt kolu haline getirerek asimile etmeye çalışmalarının da önünü almak için büyük bir önem taşıyor.

Onda Alevilikte Hızır inancının, “bütün yakın ve Ortadoğu’da olduğu gibi, İslam öncesi bir tanrısallığı simgelemesi” anlamında  en doğru açıklamalarından birini buluruz (39). Gerçekten de Alevi inancında Hızır, diğer inançlardaki Hızır peygamberden ayrımla, mucizeler yaratan, dara düşenlerin yardımına koşan (326) yerel veliler olarak da karşımıza çıkan (236) bir tanrısallık ifade etmektedir (196).

“Efsaneden Gerçeğe”, önemiyle çatışan tekrarlar ve dağınıklıklar içermekte, yer yer farklı zamanlarda yazılan makaleler izlenimi vermektedir. Keza kimi kavramsal özensizlikler barındırmaktadır. Sıklıkla kullanılan “cemaat  dışı”  kavramı bunlardan biri; oysa bu kavramsallaştırma bütünüyle Osmanlı dönemi egemen ideolojisinin yansıması. Yine “ilkel dinler karışımı” (212) yorumunun da sorunlu olduğu kanısındayım. Üstelik sözkonusu olan din olunca, onun ‘ilkelliği’, tersi bir olumluluk nedeni de olabilir. Örneğin cihat’ın, kadın erkek ayrımının, cehennem inancının olmadığı, buna karşılık ‘72 inanç birdir bize’nin, ‘eline beline diline hakim ol’un, “bilimle gidilmeyen yolun sonu karanlıktır’ın olduğu, mutlakçılığın reddedildiği bir durumsa söz konusu olan, “ilkellik” kavramı yeniden düşünülmeli..

Bunlar bir yana geniş bir literatür taraması ve saha araştırmalarıyla yapılmış ciddi bir çalışma ile karşı karşıyayız. Eksikliklerine gelince, bu durumu Melikoff da bilimsel alçakgönüllülüğüyle belirtmektedir zaten:

“Kitabıma son vermeden önce eksiksiz bir çalışma yapma iddiasında olamayacağımı belirtmeliyim. Bununla birlikte mümkün olduğunca ortalığı topladığımı, bir araştırma işbirliği için yolu açtığımı sanıyorum. Ve umuyorum ki başka araştırmacılar bu yolda yürüyeceklerdir. Çünkü Alevi sorunu, çağdaş Türkiye'de gittikçe günün konusu olacaktır.”


  Geri Geri Arkadaşına Yolla Arkadaşına Yolla Yazdır Yazdır Yukarı Yukarı  

ÜYE GİRİŞ
13Sulucakarahöyük Radyosunu dinlemek için tıklayın!
Editör ...
Gülağ Öz
Erdinç Utku
Gülağ Öz
Kendal Doğan
Hüseyin Demirtaş
Anket
Sitemizi nasıl buldunuz?
Çok güzel
Güzel
İdare eder
Kötü
Çok kötü

Anket Sonucları
Version 2.0
Dertli Divani
Ahmet Ateş
Ali Yıldırım
  Ana Sayfa    Hacıbektaşlılar A.Ş    Hacıbektaş    Suluca Karahöyük    Serçeşme Dergisi    Yazarlar    Ziyaretçi Defteri   Linkler  
Copyright © Sitemizdeki yazı, resim, görüntü ve bilgiler izin alınmadan kullanılamaz
  






  

Warning: Unknown: Your script possibly relies on a session side-effect which existed until PHP 4.2.3. Please be advised that the session extension does not consider global variables as a source of data, unless register_globals is enabled. You can disable this functionality and this warning by setting session.bug_compat_42 or session.bug_compat_warn to off, respectively in Unknown on line 0